Namaz, Allah’a karşı kulluk sorumluluğumuzun temelidir. Onu hayatımızın öncelikleri arasına koymalı, beş vakit namazı vaktinde ve özenle kılmalıyız.
Bu özen, niyetten başlayıp selam verinceye kadar sürmelidir. Duruşumuzla, okuyuşumuzla ve dikkatimizi ibadete vererek Rabbimizin huzurunda olduğumuzun bilincini taşımalıyız. Namazı bir an önce tamamlanacak bir iş gibi görmek yerine, hakkını vermeye çalışmalıyız.
Ezan, bizi namaza çağırır. Bu çağrıyı kalben kabul etmek önemlidir; ancak kabulümüzün davranışlarımıza da yansıması gerekir. “Namaza inanıyorum, karşı değilim.” demekle yetinmeyip kalkmalı, abdestimizi almalı ve namazımızı kılmalıyız.
Namazı terk etmek, kulluk hayatında ciddi bir ihmaldir. Allah’ın yardımını ve rahmetini isterken O’nun çağrısına nasıl karşılık verdiğimizi de düşünmeliyiz. Namaz, günlük hayatımızda sürekli ertelediğimiz bir sorumluluğa dönüşmemelidir.
Konuşmada namazın yanında zekâtı vermenin, ramazan orucunu özenle tutmanın, Allah’a, Resûlü’ne ve meşru çerçevede yetki sahiplerine itaat etmenin önemi de hatırlatılmaktadır. Bu sorumluluklarını yerine getiren müminler, cennete huzur ve güven içinde girmekle müjdelenmektedir.
Bize düşen, namazı hayatımızda sağlam bir yere yerleştirmek ve diğer kulluk görevlerimizi de ihmal etmemektir.






